Sanattan Koçluğa Uzanan Yolculuğum
1994 yılında İstanbul’da doğdum. Çocukluğumdan beri hayatı, insanı, duyguları ve sanatı sorgulayan; gördüğüyle yetinmeyip her şeyin ardındaki anlamı merak eden biriydim. Sanata olan ilgim de çok küçük yaşlarda kendini göstermeye başladı.
Sanat yolculuğumun ilk durağı tiyatro oldu. Abimin yönlendirmesiyle 9 yaşında tiyatro eğitimi almaya başladım. Bir süre eğitim aldıktan sonra, o yaşta bana etik gelmeyen bazı durumlar sebebiyle ayrılmak durumunda kaldım. Fakat içimde filizlenen o sanat tohumu çoktan yeşermişti. Ardından ablamın desteğiyle klasik gitar eğitimine başladım. Yetenekli olduğumu söyleyen kıymetli hocam Ferhat Bey’in teşvikiyle solfej, bona, şan, klasik gitar ve kulak eğitimleri alarak müzik yolculuğuma daha sağlam bir şekilde devam ettim.
Bu süreç beni Edirne Güzel Sanatlar Lisesi’ne taşıdı. Okulu 4. olarak kazandım ve burada ana branş olarak kemanı seçtim. Keman, hayatımda giderek daha büyük bir yer kaplamaya başladı; benim için yalnızca bir enstrüman değil, kendimi ifade etme biçimi haline geldi. Çocuklukta içimde ukde kalan tiyatro sevgisi ise başka sahnelerde kendine yer buldu. Komşu Köyün Delisi ' nde köyün ağasını, Mimar Sinan oyununda ise İran Şahı Tahmasp’ı ve Fransa Kralı Henri’yi canlandırdım. Böylece sahneyle bağım hiçbir zaman kopmadı; sadece biçim değiştirdi.
Üniversite döneminde hem Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’ni hem de Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ni kazandım. Hayat, o yıllarda da karşıma bir seçim koymuştu. O dönem öğretmen olmayı kendime yakın görmüyor, daha çok sanatın içinde kalmak istiyordum. Bu nedenle 1.’likle kazandığım Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Keman Bölümü’nü seçtim.
Fakat hayatın güzel tarafı şu: Bazen insanın kendisiyle ilgili sandığı şeyleri yine hayat dönüştürüyor. Üniversitenin ikinci sınıfında, bir arkadaşıma destek olmak için kısa süreliğine onun öğrencilerine ders vermeye başladım. O noktada çok önemli bir şey fark ettim: Bir öğrencinin gelişimine tanıklık etmek, özellikle de çocuklara keman öğretmek, son derece kıymetli ve dönüştürücü bir deneyimdi. Böylece eğitmenlik yolculuğum başladı. Bugün yaklaşık 12 yıldır keman ve piyano alanında özel dersler veriyorum. Öğretmek, zamanla sanatın bende açtığı en güçlü alanlardan biri haline geldi.
Lisans eğitimimin sonlarına doğru yüksek lisans yapma fikri aklıma düştü. Tam bu sırada bir arkadaşım bana “Sen yapamazsın, makale de tez de yazamazsın” dedi. Bense içimden yalnızca şunu geçirdim: “Neden yapamayayım?” Fazla düşünmeden sınava girdim ve 5 kişilik kontenjanda 3. olarak tezli yüksek lisans programına kabul edildim. Mezun olduğumda, hayat bana bazen dış seslerden çok kendi iç sesimizi dinlememiz gerektiğini bir kez daha göstermişti.
Yüksek lisans dönemimde sessizlik, sanat ve anlam üzerine yoğunlaştım. Özellikle John Cage’in dünyası beni derinden etkiledi. Cage’in sanatın ne olduğuna, sessizliğin gerçekten var olup olmadığına ve sanatın sınırlarının nasıl sorgulanabileceğine dair açtığı kapılar, benim düşünce dünyamda da yeni alanlar yarattı. Çünkü ben hâlâ hayatı ve sanatı sorgulamaya devam eden biriyim; belki de bütün üretimimin temelinde bu merak yatıyor.
Uzun yıllar eğitmenliğin yanı sıra çeşitli senfoni orkestralarında keman sanatçısı olarak da çalıştım. Ardından 2022 yılında piyano için ilk bestemi yaptım. Bu beste anneme ve ablama ithaf ettiğim, adı “Umut Yağmuru”, göbek adı ise “Boşluk” olan bir eserdi. Sonrasında besteler çoğaldı; stüdyo kayıtları yapıldı ve farklı mecralarda dinleyicilerle buluştu. Beste yapmak benim için yalnızca müzik üretmek değil, iç dünyamın başka bir dilde konuşması gibiydi.
Sanatsal yolculuğum zamanla beni performans sanatına da taşıdı. 2023 yılında Beşiktaş’ta, halka açık bir alanda ilk performans sanatımı gerçekleştirdim. O günden sonra yaklaşık üç yıl boyunca eğitmenliğin yanı sıra performans sanatına daha yoğun biçimde odaklandım; üretimlerimi geliştirdim ve üzerine bir manifesto yazdım. Bu manifestonun tamamlanması tam üç yılımı aldı. İlginçtir ki, onu bitirmeme en çok vesile olan şeylerden biri yaşam koçluğu eğitimleri oldu.
Bu alana yönelişimde klinik psikolog arkadaşım Gülbin’in bana söylediği bir cümle etkili oldu: “Sen iyi bir yaşam koçu olabilirsin.” Bu cümle bende bir kapı açtı ve araştırmaya başladım. Sonrasında Dr. Dilara Altınkan’dan NLP, quantum koçluk, yaşam koçluğu, mentorluk ve çeşitli gelişim eğitimleri aldım. Bir süredir yaşam koçluğu ve mentor koçluk yapıyorum. Bunun yanında yaklaşık 8 yıldır hobi olarak kendi tarzımda numerolojiyle ilgileniyorum. Numerolojiye yaklaşımım, bir kalıba insanı sıkıştırmak değil; kişiye kendini anlatmak, potansiyelini başka bir aynadan göstermek ve farkındalık alanı açmak üzerine kurulu.
Bugün dönüp baktığımda, sanatın farklı dallarıyla yaşam koçluğunun araçlarının bende aynı yerde buluştuğunu görüyorum: insanı anlamak, kendine yaklaştırmak ve içindeki potansiyeli görünür kılmak. Keman, piyano, performans sanatı, yazı, sahne, koçluk, mentorluk… Hepsi bana hayata başka pencerelerden bakmayı öğretti. Ve aslında hepimiz hayatı kendi penceremizden görüyoruz. Benim derdim, o pencereyi biraz daha aralamak; kişinin kendine daha dürüst, daha şefkatli ve daha farkında bakabilmesine eşlik etmek.
Yaklaşık iki yıldır Ordu’nun yaylasında, doğayla daha iç içe bir yaşam sürüyorum. Şehirden doğaya geçiş, bana mutluluk ve huzur üzerine de çok şey öğretti. İlk geldiğim günlerde canım bir tatlı istediğinde, şehirdeki gibi bir sipariş verme kolaylığım yoktu. Bir süre sonra fark ettim ki o yoğun istek 10 dakika sonra kendiliğinden geçti. O an kendi kendime şunu söyledim: “Demek ki mutluluk da mutsuzluk da gelip geçiyor.” Bazen 10 dakika, bazen 1 gün, bazen 3 gün sürüyor… Ama asıl mesele şu soruda saklı: Ben huzurlu muyum? Cevap “evet” ise, çoğu şey yerli yerine oturmaya başlıyor.
Bu yüzden bugün yaptığım işin merkezine tam da bunu koyuyorum: kişinin kendine yaklaşması, kendi sesini duyması, potansiyelini fark etmesi ve kendi hayatına daha bilinçli bir yerden bakabilmesi. Eğer siz de kendinizi keşfetme yolculuğunuzda bir eşlikçi arıyorsanız, profilimi inceleyebilir ve dilerseniz randevu alabilirsiniz.
Size çok sevdiğim bir cümleyi armağan ederek bitirmek isterim:
Her şey istediğinizden daha da güzel olsun.
Ve son olarak…
Hayatta hepimizin dezavantaj gibi gördüğü tarafları vardır. Ama bazen doğru yerden bakmayı öğrendiğimizde, o dezavantaj sandığımız şeyin aslında bizi başka bir güce, başka bir farkındalığa, hatta bambaşka bir avantaja taşıdığını görebiliriz.
Sevgiyle kalın.
Serhat Gündoğdu