Rüya bulmacasıyla hayatı çözmek...
Gözümü açtım ama yataktan hemen kalkamadım. Zira yorgun, bitkin ve şaşkındım. Aman Allah'ım o nasıl bir rüyaydı öyle? Sonra kendime "Biraz anlatsana ya da en güzeli yazsana" önerisinde bulundum. Kendim yazdım, kendim analiz ettim. Bunu duyan bir arkadaşım "Tabii ki yaparsın, sen bu işin eğitmenisin" dedi.
Düşündüm... Bu yazıyı okuyan "sen", lütfen sen de bana eşlik et olur mu? Beraberce düşünelim.
İlk bakışta doğru tınlayan bir cümleydi bu. Ancak bu cümlenin içinde kalınca birkaç dakika ve kendimle arkadaşıma kuş bakışı bir yükseklikten bakınca bir şeyi fark ettim. Bu cümlede sanki az biraz kıyas vardı. "Oysa" dedim gülümseyerek ve dillere pelesenk olmuş komik cümleyi kurarak "Herkesin hayatı kimseyi ilgilendirmez." Hemen ne alakası var demeyiniz! O hayatı yaşayan kişinin hislerini ondan iyi kim bilebilir? Hayallerini, umutlarını, küslüklerini veya kızgınlıklarını... O zaman rüyası da kimseyi ilgilendirmezdi, ilgilendiremezdi. Zira tüm deneyimler rüyayı görene aitti. Rüyadaki deneyim nereye oturtulacaktı? Bu deneyime ne anlam verilecekti? İşte burada başka bir şey devreye giriyor. O da "merak duygusu."
İnsan kendisi hakkında en çok ve aynı zamanda en az şeyi bilen olduğunu kabul edince bu merak sarıveriyor ruhunu... Sorular peşi sıra geliveriyor. "Ben, beni daha iyi nasıl bileceğim?", "Ben, beni bilirken diğerini nasıl bileceğim; ötekileri nasıl anlayacağım?", "Ah! Bir de dünya ve sınırlı olan yaşam var. Asıl onunla nasıl bir iletişim kuracağım?"
Tüm bu sorulara cevap arama sporu, hayat aleminden çok rüya alemiyle alakalı. Bingo!
İşte o zaman arkadaşıma dedim ki. "Rüya analizine nasıl başladım biliyor musun?"
Dedi ki "Bilmem, hiç konuşmadık galiba. Merak da etmemişim!"
Koçluk bilincimi sahneye davet ettim ve ona sordum: "Şimdi merak ettin mi? Anlatmamı ister misin?"
Dedi ki "Tabii ki. Anlatsana."
Başladım anlatmaya... "Yıl, 2000'ler..." şaka şaka... Buraya kadar sizi herhangi bir sosyal mecraya kaptırmadıysam ve dikkat verip okuduysanız, hazırdaki varlığınızı, konuyu uzatarak tehlikeye atmak istemem, kısa kesiyorum.
Anlatmaya böyle başladım: "Kendi hayatımı ve seçimlerimi ve döngülerimi inceleyerek... Ne zamanki hayatımın dönüm noktalarının, tekrarlarının, krizlerinin hep aynı kanattan gol yiyen bir takıma benzediğini gördüm; sol kroşesini güçlendirmesi gereken bir boksör ya da servisin büyük önem taşıdığını anlayan bir tenisçiye... İşte o zaman eksik ya da zayıf yönlerimin rüyalarımda bana göz kırptığını fark ettim. Hayatımdan yola çıktım. Gerçeğimin ve hakikatimin farklı olabileceğinden... Rüyalarım üzerine düşündüm. Hayattaki karşılıklarını araştırdım. Rüyalara kafayı taktım! O zamanlar bir şeylere takarak yol alırdım! Biz buna bugünlerde buna 'hayat' ya da alandan bir söylemle 'koçluk merakı', daha geniş çerçevede 'varoluşsal sorgulama' da diyebiliriz. Günün sonunda rüya okur-yazarı oldum. En çok da kendi rüyalarımı okuyup yazdım önceleri..."
Arkadaşım da şayet isterse yapabilirdi, bilincini, düşünce sistemini, kişilik yapısını öğrenmesi, bastırdıklarıyla yüzleşmesi, akletmesi, özetle ömür denen şu kısa zamanda bu hali devamlı kılması gerekti. Tabii ki seçim onundu. Öyleyse bizi buralara taşıyan o cümlesini zihnimde yeniledim: "Sen yapabilirsin, çünkü biliyorsun. Peki, ben yapmak istersem nasıl yapabilirim?" 2. Bingo! (Çinko muydu yoksa?)
Bugün rüya analizini anlattığım, bilgiyi aktardığım her bir ruh da kendi rüyasının okur yazarı olma yolunda bir adım atıyor. Çünkü insan en çok kendini anlayamadığı için en çok da kendi varlığına mana biçme gayretinde oluyor. Anlamın en derin parçası da bilinçdışında. O alana açılan kapının bir anahtarı var. Hem de her birimizin kapısı da anahtarı da kendisine özel. İşte bu kapı rüya anahtarıyla bilinçdışına açılıyor. Üstelik belki de en adil dağıtılan yetimiz rüya görmek. Hepimiz rüya görüyoruz. Bu nedenle ortak bir sinyal mekanizması. Bir harita, bir yapboz. Ustalaşma yolculuğu ise hayatla paralel, bitmiyor. Sadece rüyalarınızla çalıştığınızda aslında hayatınızla ilgili çalışıyorsunuz. Önünüze, çözümlerinize, adımlarınıza uzun menzilli bir ışık tutuyorsunuz. Karanlık bir bölgede ay ışığının denizde oluşturduğu o yakamoz gibi... Işıl ışıl ve umut veren bir ışık...
Hayatınıza ışık olan yakamozlarınız daim olsun ...