Başkaldırı Savunmak: Sanatta ve Hayatta Bir Duruş
İlkokul 3. sınıftaydım. Kadın öğretmenimiz sınıfa dönüp “Hayalinizdeki resmi yapın” demişti. Ne çizdiğimi bugün tam olarak hatırlamıyorum ama şunu çok net hatırlıyorum: O resmi yaparken içimde büyük bir heyecan ve gurur vardı. Güzel bir şey yaptığımı hissediyordum.
Öğretmen sıraları dolaşıyor, herkesin resmine bakıp not veriyordu: “100, 100, 100…” Sıra bana geldiğinde içimden “Şimdi bana da 100 verecek” diye geçirdim. Ama bana dönüp “70” dedi.
Bir an afalladım. Sonra dayanamayıp sordum: “Neden?”
Cevabı çok netti: “Renkli kalem kullanmamışsın. Bak arkadaşlarına, hepsi renkli kalem kullanmış.”
Ben de hiç düşünmeden cevap verdim: “Ama hayalinizdeki resmi yapın diyen sizdiniz. Benim hayalimdeki resim siyah beyaz.”
Bugün dönüp baktığımda, belki de hayatta adaletin her zaman işlemediğini, bazen mantığın bile işlemeyebildiğini ilk kez orada fark ettim. Çünkü mesele resim değildi aslında; mesele, bana söylenenle benden beklenenin aynı şey olmamasıydı. “Hayal et” denmişti ama o hayalin hangi renklerde olması gerektiğine çoktan karar verilmişti.
Sonra öğretmenimle bir ego çatışmasına girdik. O 70’te ısrar etti, ben de itirazımda. Sanırım böyle bir cevap beklemiyordu. Ben de bir noktada her şeyi bırakıp sınıftan çıktım. Hatta sadece sınıftan değil, okulun sınırlarından da çıktım. O zamanlar şimdiki gibi güvenlik falan yok tabii; en fazla kapıda nöbet tutan öğrenciler var.
Kendimi dışarı attım ve hüngür hüngür ağlamaya başladım. Ablam ve tiyatrocu bir arkadaşı beni dinlediler. Ablamın arkadaşı, o gün şöyle demiş: “Serhat sanatla ilgilenmeli.”
Belki de benim serüvenim tam olarak orada başladı.
Bugün dönüp baktığımda hâlâ şunu düşünüyorum: Evet, bence haklıydım. Ama sistem buna izin vermedi. Belki de hayat bazen tam olarak böyle işliyor. Patronunuz, öğretmeniniz, üstünüz ya da otorite gördüğünüz biri, size pembe olan fili yeşil diye anlatmaya çalışabiliyor. Siz kendi gözünüzle gördüğünüz şeye rağmen, size başka bir gerçeklik dayatılabiliyor.
Benim bu hikâyeden çıkardığım şey şu: Kendi gördüğünüzden, kendi sezginizden, kendi renginizden vazgeçmeyin.
Ama bir yandan da hayat her zaman yalnızca haklı olmakla yürümüyor. Bazen durumu idare etmek, bazen sistemi kendi yöntemlerinizle aşmak, bazen de enerjinizi nereye harcayacağınıza karar vermek gerekiyor. Yani ne tamamen boyun eğmekten yanayım ne de her savaşı aynı biçimde vermekten. Ama insanın kendi içindeki siyah beyaz resmi başkasının zoruyla rengârenk boyamaya mecbur kalması… işte orada biraz durup düşünmek gerekiyor.
Sanatta da hayatta da “başkaldırı” savunmak bazen küçük bir çocuğun “Benim hayalim siyah beyaz” demesi kadar sade bir yerden başlıyor.
Benimki de biraz böyle bir anıydı.
Sevgiler.
Serhat Gündoğdu